
* Kur’an-ı Kerîm yaşayan bir kitap. Bizim idrâkimiz ne kadar canlı ise, o kadar canlanan bir kitap. Kur’an-ı Kerîm’in bir muciz’ül beyân olduğunu, rivayet ile değil, bittecrübe biliyorum. Hiçliğe razı olduğum için.
* “Hiç”liğe razı olduğum için, “hep”ine tâlip olabiliyorum Rabbim. Beni en iyi sen bilirsin
* Dualar zincirimin kabul edilebilirliğinin olmadığını ben de biliyorum Rabbim. Ama onları, ısrarla bana istettiğine göre, kabul edilebilirlik ihtimalinin olabileceğini de hissediyorum.
* Kur’an-ı Kerîm’e bir dost gibi sarılıyor ve gözlerimden yaşlar akarken “Sen olmasan biz ne yapardık, Ey Allah’ın kelâmı, iyi ki varsın ve iyi ki hep var olarak kalacaksın” diye mırıldanıyorum.
* Vücudum ile olan beraberliğim, -O’nu çok sevmek ve çok saymakla beraber- her geçen gün, biraz daha mutlu sona doğru yaklaşıyor; O’nu iki yanağından öpüp, mahşeri bekleyeceği yatağa yatıracağın gün, ne kadar uzaklarda olsa da, yine de yakın. Ama ruhum? O’na sımsıkı sarılıyor, dualarımla sarıp sarmalıyorum. Aman iyi ol; beni, Allah’a ve kullarına mahcup eyleme diye yalvarıyorum.
* Kur’an-ı Kerîm’i çok, pek çok seviyorum ve O’nu dualarımın tek Rehber’i kabul ediyorum.
* Deli dualarımın kabul edilmesi halinde, ruhumun hücceten vefat etmemesi için, yedeklemeye başladığım “ihtiyâti tedbirli” dualarım var. Teslimiyetimin yeterince kavî olmamasından utanıyor, senden özür diliyorum Allah’ım.
* Yazdıklarımın arasında “şathiyat” mutlaka var. Kullar onu affetmese de, Sen’in bağışlayacağından eminim Allah’ım. Teşekkür ederim.
* Allah’ım kâinatımıza hayırlar ihsan eyle. Kâinatımızın dışındaki belki zamansız mekânlara, belki mekânsız zamanlara hayırlar ihsân eyle. Güneşimizi, ayımızı, gördüğümüz- görmediğimiz bütün yıldızlarımızı bize bağışla. Kâinat tarlasının bir köşesinde yaramaz ve sevimli bir tohum gibi duran dünyamıza reculiyyet, bereket ve liyakat lütfeyle. Biz insanları ve bizimle birlikte var olan bütün kevniyyatı, senin kulun olma şerefinin idrakine îsal eyle...
Âmin… Âmin… Âmin…